Akıntıya Kürek Çekerek Karaya Ulaşan Bir Kadının Hikayesi

Resim: soldaki resimde Ceren ve annesi Ayşe Sarı deniz kenarında yanyana gülümsedikleri bir an. sağdaki resimde Ceren müzede Devrim arabası önünde poz verirken çekilmiş fotoğraflar.

Gül Ceren Pekoğlu, okula gitmek için 9 yaşına kadar beklemek zorunda kalsa da vizyonunu gerçekleştirmenin eğitimden geçtiğini çok erken yaşlarda öğrenmiş bir isim. Pekoğlu’nun “Beni ben yapan ve hayatımı değiştiren kadın” diye bahsettiği ilkokul öğretmeni eğitim hayatında dönüm noktası olmuş. Özel sektörde karşılaştığı zorluklar nedeniyle kamuda çalışmaya başlasa da benzer durumlarla yine karşılaşmış. Hayatın anlam ve amacını sadece sorarak değil cevaplar bularak kendine yetebilmeyi ve daha fazla bağımsız olabilmeyi prensip edinmiş Pekoğlu’nun, başarılarıyla dolu keyifli röportajla sizleri baş başa bırakıyorum.

Sizi tanıyabilir miyiz?

Adım Gül Ceren Pekoğlu. 1990 İstanbul doğumluyum. Ankara’da yaşıyorum. Sosyoloji bölümü lisans tamamlıyorum. 2016 yılında ön lisans mezunu olarak girdiğim EKPSS ile 2016 Eylül ayında Eskişehir Anadolu Üniversitesine memur olarak atandım. Eskişehir’de on altı ay yalnız yaşadım. Memuriyette asalet onayım yapıldıktan sonra 2018 Şubat ayında da Ankara Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesine (GEAH) kurumlar arası atama ile geçiş yaptım. Halen Ankara GEAH Yerleşkesi içindeki İl Sağlık Müdürlüğünde görevlendirme ile çalışıyorum.

Hastalığınız ilk nasıl ortaya çıktı?

Hastalığım doğuştan ve genetik bir hastalık. Osteogenesis Imperfekta. Nadir hastalık olarak nitelendiriliyor. Halk arasında cam kemik hastalığı olarak biliniyor. Ben doğduktan sonraki ikinci gün anlaşılmış hastalığım. Çekilen röntgende, bacaklarımın anne karnında iken kırılmış ve iyileşmeye başlamış olduğu anlaşılınca teşhis konmuş. Bu yaşıma dek sayısını hatırlamadığım kadar, kemiklerimde kırıklar oldu. Hastalığım durağan değil. Bu nedenle engelliliğim de değişken oluyor. Bedensel olarak zorluğu çok fazla olan bir hastalık. Benim gibi olan birçok cam kemik hastası bugün, günlük yaşamında başkalarına bağımlı olabiliyor. Ancak ben, hem hastalığımla yaşamayı öğrendim hem de “daha fazla nasıl bağımsız yaşarım”ın peşindeyim. Bu nedenle benim için en önemli ilke; olabildiğince bağımsız yaşamak.

Okul yıllarınızdan bahsedebilir misiniz?

Okul yaşım geldiğinde, annem beni kayıt ettirecek okul bulamadı, tam 2 yıl. Sorumluluk almak istemeyen müdürler, “okutmanıza gerek yok” diyen ya da “sınıfımda engelli öğrenci istemem” diyen öğretmenler…Okula gitmek için 9 yaşına kadar bekledim. Annem çok mücadele etti. Ben zorunlu eğitim hakkımı, bize destek olan hatırı sayılır kişilerin okul müdürünü ikna etmesiyle kazandım. Müdür, “deneyelim bakalım, sonra kayıt ederiz” demesi üzerine okula başladım. Beni deneyecek öğretmenin, bu cümleyi duyduğunda yüzünün düştüğünü hatırlıyorum.

Okula tutunmak için benim ne kadar istekli olmam önemli değildi. Öğretmenin vereceği karar önemliydi. Bu nedenle iyi bir öğretmene denk gelmeniz önemli. İşte ben o öğretmene denk geldim. O yıl 2.sınıfları okutuyordu. Beni gördüğünde “bu kız benim öğrencim olmalı” diyen bir öğretmen; Fatma Acarbaş. Annemden sonra beni ben yapan kadın, Fatma öğretmenimdir. Onun talebi ile okuma yazma bildiğim için 2. Sınıfa geçiş yaptırdılar bana ve ilkokulu onunla tamamladım.

Ortaokul dönemi çok zorlu geçti. Merdivenin yanına yapılacak rampanın, okulun görüntüsünün bozacağını söyleyen idareciler, sınıfımın giriş kata alınmaması için velileri örgütleyen öğretmenler vardı. Annem, tüm bunlara karşı durmak zorunda kaldı ve istediğini de yaptırdı. Haliyle çok yıprandı. Çok istememe rağmen, liseye örgün olarak devam edemedim bu yüzden. Annemin aldığı açık lise kararına “evet” demek zorunda kaldım. Odur budur hep açıktan öğrenimime devam ediyorum. Okul yıllarımda, engelimden dolayı hep ayrımcılığa uğradığımı yıllar sonra anladım…

Çocukken olmak istediğiniz veya hayalini kurduğunuz bir meslek var mıydı?

İzlediğim hangi dizi hatırlamıyorum, bir dizide görme engelli avukat görmüştüm ve beni çok etkilemişti. O nedenle bir süre avukat olmak istemiştim. Bir meslek hayal edebilmek, aslında üniversiteye örgün devam edebilmekle eş anlamlıydı benim için. Örgün okuyamazsanız, avukat olamazsınız, doktor olamazsınız, öğretmen olamazsınız. O halde, açık öğretim programlarına bakarak meslek seçmek zorunda kalıyorsunuz.

Akülü sandalye kullanıcısı olarak iş yaşamınızda ilk iş mülakatınızı ve işe giriş sürecinizde yaşadıklarınızı anlatabilir misiniz?

İş mülakatımın olduğu ilk kurum, bir özel eğitim kurumuydu. 2014 Kasım ayında. Tek başıma gittim görüşmeye. Benimle konuşurken ilk cümleleri, “Sana ihtiyacımız yok, ama engelli kadrosuna eleman almak zorundayız. Seni bu yüzden işe alıyoruz, performansını bir görelim” demişlerdi. O zaman, bu cümlelerin ağırlığı benim için çok çok fazlaydı. Beni sahip olduğum niteliklerim için değil, mecbur oldukları için işe alıyorlardı.

Kamuda çalışma isteğiniz ne zaman başladı?

Kamuda çalışma isteğim, özel sektörde çalışmaya başladıktan sonra başladı. Çalışmakta olduğum yerde kendime bir kariyer planı çizemezdim. Üstelik engelli olduğum için ‘’İşe yaramayan personel’’ önyargısını kırmak için daha fazla çalışmak zorunda kalıyordum ve günlük yaşadığım ağrıları, sıkıntıları söylemekten çekiniyordum. Daha fazla çalışmak ve sınırlarımı zorlamak zorunda kalıyordum. Aslında bu durumu kamu sektöründe de yaşayabilirsiniz. Yani önyargılar aslında her yerde. 2016 EKPSS’ye çalışmaya karar verdim. Online bir dershanenin KPSS kursuna kayıt yaptırdım. Bir sene boyunca iş çıkışı sonrası evimde, ağrılarımla birlikte ders çalıştım.

Kişisel ve mesleki gelişiminiz için neler yapıyorsunuz?

Kişisel gelişimim için, kendime zaman ayırmayı ve kendimi iyi hissettirecek şeyleri yapmayı seviyorum. Memur olduktan sonra lisansımı tamamlaya karar verdim. Sosyoloji lisansımı tamamladıktan sonra sosyal hizmet alanında yüksek lisans yapmayı düşünüyorum. Dilerim, yüksek lisansımı örgün yapabilirim.

Çalışma koşullarınız nasıl? Ofiste bir iş günü nasıl başlıyor ve nasıl bitiyor?

Gülhane Hastanesi yerleşkesinde, İl Sağlık Müdürlüğüne bağlı binada kalite birimindeyim ve çok huzurluyum. Bu biriminde kalite standartlarını öğreniyorum ve resmi yazışmalara cevap veriyorum. Bana tanımlanan görevleri yerine getirirken, kendimi kanıtlamak için çaba göstermek zorunda kalmıyorum. İş yükü her zaman fazla değil. Olduğunda da huzurlu bir ortamda çalıştığım için yorulmaktan asla şikayetçi olmuyorum.

Sıkıldığınızda ya da motivasyonunuzu kaybettiğinizde neler yapıyorsunuz?

Geçmişi düşünüyorum. Yaşadığım kötü günleri ve şimdi sahip olduğum güzel şeyleri. Sahip olduklarım için ne kadar emek verdiğimi düşünüyorum. Sonrasında da olduğum yeri ve zaman dilimini sevmeye, kaldığım yerden devam ediyorum.

Çalışma hayatınızda hiç mobing, ayrımcılık ve önyargılarla karşılaştınız mı? Eğer karşılaştıysanız kısaca özetleyerek bu süreçlerle nasıl başa çıktınızı da anlatabilir misiniz?

Kamuya atanmakla, özel sektörde yaşanan sorunların olmayacağını düşünmüştüm. Ancak öyle olmadığını gördüm. Özel sektörde olduğu gibi kamuda da işe yaramayan personel konumundaydım. Ve kapasitemin üstünde çalışmak kendimi kanıtlamak zorundaydım. Bu beni fazlasıyla yıpratıyordu. Gülhane Hastanesinde ilk işe başladığım yerde, bana verilen işin engel durumumu artırıyordu. Ağrılarla baş edemez hale gelince, başka bir birime yer değişikliği talebinde bulundum. Gittiğim yerde amirim ‘’Bana hep sakatları veriyorlar, buraya hiç güzel kadın yollamıyorlar” demişti. Benim aldığım eğitimlerin yetersiz olduğunu, beni böcek gibi ezerek eğiteceğini, beni birime aldığı için aslında bana iyilik yaptığını söylüyordu. Orada çalıştığım süreçte sağlığım bozuldu ve psikolojik tedavi gördüm. Engelliliğe dayalı mobbingdi yaşadığım ve ben susmadım, şikayetçi oldum. Yaşadığım durumun, “engelliliğe dayalı ayrımcılık ve mobbing” olduğu, Sağlık Bakanlığı’nın müfettişi tarafından tespit edildi ve bana mobbing uygulayan kişi, ceza aldı. Mobbingin, engelliliğe dayalı gerçekleşmiş olması, bir anlamda “eziyet” boyutunda olması, yaşadıklarımı daha da ağırlaştırdığını söyleyebilirim. Bu olay sonrası göreve yerimi isteyerek değiştirdim. Bana bunları yaşatan kişi ile hukuki mücadelem halen devam ediyor.

Yaşadığınız (ayrımcılık, mobing ve önyargılar gibi) istenmeyen durumlarla başa çıkmanızda anneniz hep yanınızdaydı. Ayşe Sarı’nın kızı olmak nasıl bir duygu?

Beni okutmaya çalışmakla başladı annemin mücadelesi. Önyargılar; yakın çevremde dahi benim okumamın gereksiz olduğu inancı ve bazı eğitimcilerin, “Akıntıya boşa kürek çekmeyin, başaramayacaksınız” sözleriyle sürüp gitti. Annemden öğrendiğim en önemli şey, haksızlığa karşı susmamak, mücadele etmek oldu. Belki Ayşe Sarı’nın kızı olmak bana sosyal hayatımda ve iş ortamımda avantaj sağlamadı, kaldı ki sağlamasını da istemezdim. Ama her attığım adımda arkamda olduğunu bildiğim için o bana, bir güç bir destek sağladı.

Çalışma hayatınızda prensip ve olmazsa olmaz dediğiniz kurallarınız var mı? Bunlar neler? Bize anlatabilir misiniz?

Ben çalışma arkadaşlarımla eşit olmak isterim. Her türlü ayrımcı davranışlardan sıyrılmak, bana karşı diğer çalışanlara nasıl davranılıyorsa o şekilde davranılmasını isterim. Bana uygun bir çalışma ortamının sağlanmasını her zaman talep ettim ve edeceğim de. Bu ortam sağlandığında ben, herkesle eşit olabilirim, onlar kadar çalışır, onlar kadar dinlenir ve onlar kadar izin alırım. Engelimin değil yaptıklarımın konuşulmasını isterim. “Sen engellisin” diye başlayan cümleleri duymak istemem. Erişilebilirlik önlemlerinin alındığı ve benim engelimle ilgili özel uyumlaştırmalar yapıldığında, ben kendimi engelli olarak görmem, başkalarının da görmesini istemem. Ben, bunu çoğunlukla başardığımı düşünüyorum.

Şimdi de çalışmalarınızdan uzaklaşarak bize boş zamanlarınızı nasıl değerlendirdiğinizden ve hobilerinizden bahsedebilir misiniz?

Aslında çalıştığım günlerde eve gelip dinlenmekten başka bir şey yapamıyorum. Bütün gün oturduğum için çok fazla ağrım oluyor. Evde kalmak zorunda isem, çok kitap okurum. Konu ayrımı yapmadan her konuda kitabı okurum. Güncel gelişmeleri takip ederim ve kitaplar, siyaset, güncel gelişmeler ve dünyada neler olup bittiği hakkında sohbet etmeyi severim. Hafta sonları dostlarımla plan yaparım. Onlarla vakit geçiririm. Kendim ve arkadaşlarım için organizasyon yapmayı severim. Bir bakarsınız Eskişehir’deyim, bir bakarsınız sadece Galatasaray’ın maçını islemek için İstanbul’dayım.

Ailenizin başarınızdaki yeri ve öneminden de bahsedebilir misiniz?

Tek ebeveyn ve çalışan bir annenin kızı olduğum için kendi öz bakımımı kendim yapmayı çok zaman önce başardım. Bu benim bugün özgür bir birey olmamdaki en önemli etken. Pes etmeyen, benimle ilgili hayalleri olduğu kadar endişeleri de olan bir anneye sahibim. Onun hayalleri ile benim hayallerim artık ortak. Bunları gerçekleştirmek için elimden geleni yapıyorum. Annemin benim hakkımdaki endişeleri, çocukluktan gençliğe geçişimde beni kısıtlama yönünde olsa da, ben annemi anlamaya çalıştım. Ancak, yine de kendimi kısıtlamadım. Tüm endişelerine rağmen, EKPSS ile Eskişehir’e atandığımda herkesin “gitme, tek başına yapamazsın” dediği yerde, annemin beni desteklemesi çok önemliydi. Hayat, çıkması zor bir merdiven gibi. Ve biz o merdiveni birlikte çıkıyoruz. Önceleri ben onun kucağındaydım. Artık yan yana çıkıyoruz merdivenleri. Eğer bir gün annemin benim desteğime ihtiyacı olursa merdivenleri çıkmak için, ben onu kucaklayacağım.

Akülü sandalye kullanıcısı olarak erişilebilirlik anlamında yaşadığınız zorluklar var mı? Neler?  (Çalışma alanınız, kolaylaştırıcı destek teknolojileri, servis, taksi, toplu taşıma, şehirlerarası otobüsler vb. gibi.) Karşılaştığınız erişilebilirlik problemleri ile mücadele ediyor musunuz?

15 yaşımdan beri akülü sandalye kullanıyorum. Türkiye erişilebilir bir ülke olmadığı için akülü sandalye ile seyahat özgürlüğümüz sınırlı. Bazen manuel sandalye ile gitmek zorunda kalıyorum ve bu beni başkasına bağımlı hale getiriyor.

İş yerimde idarecilerim ve iş arkadaşlarım; masanın konumu, binaya giriş çıkışım, bilgisayarın ulaşılabilirliği, tuvaletin düzenlenmesi gibi konularda ne yapılması gerektiğini bana soruyorlar. Böylece, standart erişilebilirlik önlemlerinin dışında benim özel gereksinimlerim ne ise bunlar da göz önüne alınıyor. Bu çok önemli. Yöneticilerin ve işverenlerin, engelli çalışanın özel gereksinimlerini gözeterek çalışma ortamını uyumlaştırmaları gerekiyor. Bu gereklilik, bir anlamda bizim “çalışma hakkımızın” korunması demek.

Ne yazık ki engelli çalışanlar için erişilebilir servis olanağı sağlanmıyor. Ben sırf bu yüzden iş yerime yakın yerlerde ikamet etmek zorunda kalıyorum. Şehirlerarası otobüslerin, dolmuşların erişilebilir olması için süreler bitti ancak ne yazık ki alınmış bir önlem yok. TCDD, yüksek hızlı trenlere tekerlekli sandalyedeki bir yolcunun nasıl bindiğini biliyor ancak önlem almıyor. Benim istediğim, tüm ulaşım araçlarından ücretsiz yararlanmak değil, ben ücretini vererek herkes gibi ulaşım hakkımı kullanmak istiyorum.

Ben, şartları zorlayarak sosyal hayatın içinde olmaya çalışıyorum. Hayatın içinde olmalıyım ki, dışarıda ne var, ne gibi eksiklikler var, yanlışlar neler; bunları görebilmeliyim. Eksik gördüklerimi ve yanlışları sosyal medya ve resmi başvurular ile kurumlara sesimi duyurmaya çalışıyorum. “Şikayet etsen ne olacak” söylemleri yerine ben, harekete geçiyorum. Yerel yönetimlerin bu konuda önemli bir rolü olduğunu, Eskişehir’de yaşadığım 16 ayda fark ettim. Orada ulaşım engelsiz ve bu bizim hareketliliğimize artı bir değer katıyor. Bir yerden bir yere gidemediğiniz bir şehirde yaşıyor sayılmazsınız. Bence erişilebilir Eskişehir gibi örneklerin çoğalması gerekir.

COVİD-19 salgını süreci sizi nasıl etkiledi? Kısaca özetleyebilir misiniz?

Sürecin başında bilindiği gibi engelli çalışan olarak idari izinliydim. Yani “evde kaldım”. Evde kalırken uzaktan çalıştım. Bunu deneyimlemek benim için önemli. Aslında risk altındaki engelliler için, uzaktan çalışma modelinin uygulanabilir olduğunu gördük bu süreçte. Öte yandan hastalığım, organ düzeyinde sorunlara neden olduğundan, kendime dikkat etmek zorundaydım. Evde kalmak, zorunlu kontrollere gidememek nedeniyle endişe duydum hep. Tansiyonumu kontrol altına almakta zorlandım. Doktorlarımla, telefonla görüşerek tedavimi düzenlemek zorunda kaldım. Temiz hastane bulmak zor. Pandeminin başından beri diş enfeksiyonu yaşıyorum. Diş protezi kullanıyorum ve benim için protezi tutan bir dişin ne demek olduğu tahmin edilemez. Ne yazık ki ben, hastaneye gidemediğim için bir dişimi kaybettim. Artık protezi yerinde tutmak her zamankinden daha çok zor.

Sosyal izolasyon dönemini nasıl geçirdiğiniz? Bu durum sizde ne gibi olumsuzluklar oluşturdu?

Çocukluğumda sokağa çıkmadığım yıllar ya da kırıklarım olduğunda eve kapandığım ayları düşündüm. Sadece pencereden sokağı gördüğüm, oyun oynayan çocukların seslerini uzaktan duyduğum zamanlar…Aslında hep deneyimlediğim bir şeydi evde kalmak. Ancak bu süreç biraz farklıydı. Sanırım herkes gibi özgürlüğümün elimin alındığı hissine kapıldım. Arkadaşlarımla görüntülü görüşme yapmayı deneyimledim. Sürecin belirsizliği ve tehlikeli oluşu ben ve sevdiklerimin sağlığı konusunda endişelerimi arttırdığını da söylemeliyim. Hatta ilk başlarda, bu süreçte “sağ kalır mıyız” endişesini çok yaşadım.

Kamu çalışanı olarak COVİD-19 sizin için hangi tedbirler alındı ve eğer eksikler varsa neler yapılmasını istiyorsunuz?

Sürecin başında kamuda çalışan tüm engelliler idari izinli iken, bu izin ilk günlerde Sağlık Bakanlığı’nı kapsamadı. Ben de sağlık çalışanı olduğum için, izine geç ayrılabildim. Normalleşme süreci ile engellilerin idari izni sonlandı. Kronik hastalığı olan tüm kamu çalışanları idari izinli iken, yine sağlık çalışanı olduğum için idari izin hakkım yok. Hastalığım, Bakanlığın yayınladığı kronik hastalık listesinde olmaması ve e-nabız sayfamda “COVİD19 nedeniyle risk altında olmadığım” yazması çok önemli bir sorun. Benim gibi kronik hastalığı olanların da dikkate alınması gerekirken, yapılan uygulama ile bize haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Ben, senelik izin aldım ve evde kalmaya devam ediyorum. Senelik izin bitiminde ne yapacağımı da bilmiyorum. Pandemi etkisinin azaldığı günlere dek, mümkün ise engelliler için uzaktan çalışma modeli uygulanmalı. Ancak bu konuda sesimizi duyurmakta başarılı olamıyoruz.

Çalışan ve başarılı bir kişi olarak engellilerin istihdamda hak ettiği yeri alması için sizce neler yapılmalı?

Okumak, açık öğretim de olsa okumak şart. Engellilerin atamasında üst yaş sınırı 65. Bunu bilerek, engellilerin en az lise mezunu, hatta daha ileri giderek en az ön lisans mezunu olmaları gerektiğine inanıyorum. Bizler, nitelikli meslek elamanı olmalıyız. Engellilerin çoğunu, yardımcı hizmetler kadrosunda alıyorlar. Bu durumda, okumuş emek vermiş engellilerin emekleri heba oluyor. Bir meslek edinmek bizler için çok zor. Özellikle ortopedik ( bedensel), görme, işitme ve zihinsel engelliler için çok zor. Okuduğumuz bölümlere karşılık, tercih listesinde bir kadro bulamıyoruz. Bu nedenle nitelikli kadroların daha çok açılması gerektiğini düşünüyorum.

Ancak şunu da biliyoruz: Nitelikli meslek alanlarında ne yazık ki EKPSS’de kadro açılmıyor. Bakıyorsunuz avukat arkadaşımız, memur olarak atanmak zorunda kalmış. Bu nedenle devletin EKPSS’ye yönelik politikalarını düzenlemesi gerekiyor. Devlet, sürekli memur alımı yapıyor ve aslında buna bağlı olarak engelli kontenjan açığı artıyor. Ancak bu açık hiç güncellenmiyor. Bunların yanında kota artışının yapılması gerekir.

Özel sektörde istihdam edilebilmek çok zor. Engeliniz görünüyorsa ve benim gibi tekerlekli sandalye kullanıyorsa haliyle işverenin, erişilebilirlik düzenlemesi yapması gerektiği noktada, işveren bunu kendisi için bir yük ve maliyet olarak görüyor. Bu nedenle, kendisine yük getirmeyecek, görünüşte engeli olmayan kişileri tercih ediliyor. Bu tam anlamıyla ayrımcılık aslında. Böyle bir ortamda örneğin zihinsel engelli bireylerin hiç şansı olmuyor.  Bakıyorsunuz, süreğen hastalık grubunda yer alan bireyler, diğer engel grubunda ki kişilere göre daha şanslılar. Burada bir sorun var ve engellilik durumunun istihdamda nasıl değerlendirileceğine dair yeni bir bakış açısı gerekiyor. İşveren, bizim engelimize bakmaktan, niteliklerimize, güçlü yanlarımıza ve neler yapabileceğimize bakmadığı için istihdam şansımız da azalıyor.

Sorun bir iş bulmakla ya da kamuya atanmakla da bitmiyor. İşe başlamakla, sorunların adı değişiyor ve ağırlaşıyor. İstihdamda tutunmak için bizler çok çaba harcıyoruz. İşyerinde, engelliler ile nasıl iletişim kurulacağını bilmeyen idareciler ve çalışanlar var ve önyargılar çok fazla.

Erişilebilir olmayan ortamlarda ve durumumuza ve mesleğimize uygun olmayan işler verildiğinde, bizler sanki işten kaçan, engelliliğini kullanan ve kadroyu boşuna dolduran kişiler olarak görülüyoruz. Çalışma ortamlarında onurlu bir çalışma hakkı için, gerekli düzenlemeler yapılmalı. Yapılırken, bize sormadan karar alınmamalı. İşyerlerinde; iletişim, mobbing, iş sağlığı ve güvenliği, afet planı ve mesleki gelişim eğitimlerine “engellilik” mutlaka katılmalı.

Bizler de, çalışma hayatında kendi sorumluluklarımızı bilmeliyiz. Bazı engelli çalışanların, işe hiç gitmeden maaş aldığını, verilen görevler karşısında engelliliklerini bahane ederek önyargıları pekiştirdiklerini biliyoruz. Bu olumsuzluk, tüm engelli çalışanları etkiliyor ve özel sektörde işverenlerin bizleri tercih etmemesine neden oluyor. Bizler de bu tür davranışta bulunanlarla mücadele etmeliyiz.

Röportajımızın keyifle sonuna doğru gelirken sizden gelecekle ilgili planlarınızı da öğrenebilir miyiz?

38 yaşında emekliliğe hak kazanmış olacağım. Bu süreç içerisinde yüksek lisansımı tamamlamayı hedefliyorum. Engellilik alanında çalışabilme yetkinliğini kazanmak istiyorum. Bunu sağladığımda, engelli çocukların kapsayıcı eğitim hakkı için, onların ayrımcılığa uğramadan eğitime erişimleri için ve onların yaşadığı hak ihlallerini duyurmak ve ortadan kaldırmak için çalışacağım.

Engelsizkariyer.com’la ilgili düşünceleriniz neler?

Liseden mezun olduktan sonra başladı benim iş arama serüvenim. Nasıl bir iş yapmam gerektiğini ve nereye başvurmam gerektiğini bilmiyordum. Görüyorum ki bu yola, Engelsiz Kariyer önemli bir ışık tutmakta. Keşke iş aradığım günlerde Engelsiz Kariyer’i biliyor olsaydım. Çalışmalarınız, bizler için çok değerli. Kamuya atandım diye sizinle bağım kopmuş değil elbette. Asıl bundan sonrası için Engelsiz Kariyer’e ihtiyacım var. Bu alanda başarılarınızın devamını dilerim.

Son olarak Türkiye'nin ilk Engelliler İnsan Kaynaklar ve Kariyer Portalı Engelsizkariyer.com aracılığı ile engelliler ve işverenlere bir mesajınız var mı?

Bizler yardım alan ya da engelli aylığı için çabalayan bireyler değil, kendi geçimini sağlayacak bir geliri olan bağımsız bireyler olmak için çabalamalıyız. Evet, işe alımlarda ayrımcılık yaşıyoruz, engelimize uygun iş bulamıyoruz, biliyorum. Ancak bunlarla mücadele edecek olan yine bizleriz.

İş arayan arkadaşlarıma pes etmemelerini söyleyebilirim. Ve kendilerini geliştirmeye, öğrenmeye devam etsinler. İş bulmak için çabalarken, mutlaka eğitimlerine devam etsinler. EKPSS, bir yarış ve bu yarışı iyi bilen ve çalışan kazanıyor. Atanmak mümkün değil ise, sizleri yani Engelsiz Kariyer’i ve sizin eğitimlerinizi takip etsinler.

İşverenler için de engelli alımı yaparken sadece ayak işi yapacak yardımcı personel değil nitelikli engelli meslek elemanı arasınlar. Çünkü bizler bir meslek edinmek ve kariyer yapmak için okuyan, kendini geliştiren ve idealimizdeki işi arayan bireyleriz. Baktıklarında “bu kişi, verdiğim işi yapamaz” diye önyargılı olmasınlar. Her engelli bireyin yapabileceği bir iş vardır. Sırf zihinsel engelli diye ya da engelli raporunda “ağır engelli” yazıyor diye, iş görüşmesine gelen adayı elemesinler. Öncelikle onun niteliklerine baksınlar ve fırsat versinler. Son söz olarak şunu söyleyebilirim; görünür engeli olan bir kişiyi işe almak ve onun için gerekli düzenlemeleri yapıyor olmak, bir işletmenin ya da firmanın, var olan katma değerini artıracaktır. Bu röportajda bana fırsat verdiğiniz için teşekkür ederim.

Röportaj: Mehmet Kızıltaş

06.07.2020

 

Alt Logolar
Sosyal Medya’da takip edin!
App Store Google Play
Copyright © 2005 - ∞ Engelsizkariyer.com - Her hakkı saklıdır.
EngelsizKariyer.com, sosyal girişimcilik markası olarak EK EĞİTİM İNSAN KAYNAKLARI VE DANIŞMANLIK LTD. ŞTİ.' ye ait bir sitedir.
Engelsizkariyer.com Logo
z